21 Ağustos 2013 Çarşamba

İşte Beyoncé

Tam olarak da on parmağında on marifetinin olduğunu söyleyebileceğimiz biri Beyoncé. Oyuncu, şarkıcı, dansçı, tasarım ve moda konusunda adını söz ettiren biri, aynı zamanda yazar,anne ve prodüktör. Tüm bu sıfatları yazıp arka arkaya okuyunca bir insan daha fazla ne kadar olabilir ki dedim içimden ...

Bir zamanların en ünlü kız grubu olan Destiny's Child'ın kurucusu olup çok küçük yaşta büyük bir şöhret kazanmıştır. Bence bu büyük başarısında en önemli paylar hem yüksek kalitede bir vokal olması hem de sahne performansındaki müthiş enerji ve yaratıcılık yer almaktadır.

Grup gayet başarılı olarak devam etse de Beyoncé kendi ayaklarının üzerinde durmak istediğinden 2003 yılında ayrılarak solo kariyerine ilk adımı "Dangerously In Love" albümü ile atmıştır. Açıkçası bence bu çok doğru verilmiş bir karar olmuş. Albümde yer alan her şarkı o kadar başarılı oldu ki o dönemde aklıma neden gruptan ayrıldı sorusunu hiç getirmedim. Buna ilaveten albüm sonrası 2004 yılında 4 Grammy ödülü kazanması da aslında bu kararına verilmiş birer ödül olmuyor mu ?

Sadece müzik piyasısnda değil birçok reklam filminde yer alıp yine birçok markanın yüzü olmuştur.

Her düeti beğenmem ama Lady Gaga ile yaptığı "Telephone" şarkısı bence 2010 yılına damgasını vuran bir olay olmuştu. Klibini ise sanırım hatırlatmama gerek yok. Zira Lady Gaga'nın giyinmediği kıyafetlerinden dolayı çok da unutulacak bir klip olmamıştır :))

Ünlü prodüktör Jay-Z ile uzun bir süre ilişki yaşamış ve sonunda evlenmiştir. "Blue Ivy Carter" adında bir kızları olmuştur. Bu aileye çok dikkat edin !!! benim bildiğim dünyanın en zengin ünlüleri arasında yer almaktalar. Hatta ve hatta hatırladığım rahat tatil yapabilmek için ada satın almışlardı. Şaka yapmıyorum gayet ciddiyim :))

Beyoncé ne zaman sahnede olsa kendini oraya o kadar yakıştırıyor ki konser hiç bitmesin o müzik hiç durmasın diyorsunuz. Kıyafetleri, sunumu, dansları, aksesuarlar hepsi birbirine ne kadar da uyumlu. Bir de takıldığım konu Türkiye'de daha böylesi birbirine ayak uyduran dansçılar görmedim !!! Kaç kişi olursa olsunlar 3,5,15,20 fark etmiyor... Her hareketleri birbirlerine o kadar uyumlu ki, hiç senkronları kaymıyor. Keşke biz de ülkemizde bu kadar uyumlu dansçılar görsek...

Bu kadar övgü sonrası Beyoncé'ye ait birkaç klip izletmesem ayıp olur sanırım :))

İyi seyirler...

Sevgiler & Saygılar

Crazy In Love ft. JAY Z  
http://youtu.be/ViwtNLUqkMY



Single Ladies (Put A Ring On It)  
http://youtu.be/4m1EFMoRFvY



Naughty Girl
http://youtu.be/RZuJ_OHBN78






 

 

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Leap Year

2012 yılı Abd-İrlanda ortak yapımı
Tür : Romatik, Komedi
Süre : 100 dk
IMBd puanı : 6,2

İnanılır gibi değil ama film, Türkiye'de vizyona  "Aşka Yolculuk" adı ile girmişti. Tamam, filmin konusu bir yolculuğu anlatıyor ama orjinalinden neden farklı ??? Yani anca İngilizce yerine Çince bilen biri çevirmiş diyebilirim, şu mantığı anlamıyorum cidden, neden bir filmin adı orjinali ile birebir olarak tercüme edilmez ki? herhalde anlayamayacağımızı düşünüyor sayın yetkililer :))

Film gerçekten inanılmaz derecede sevdiğim romantik komedi türünde çekilmiş. Birbiri ile tamamen zıt karakterdeki iki kişi İrlanda geleneğine uygun bir şekilde artık yıl sebebi ile kadın tarafın yapacağı bir evlilik teklifi için uzunca bir yolculuğa çıkmak zorunda kalıyorlar. Bu iki kişi birbirini hiç tanımadığı  için zorunda kalıyorlar diyorum. Hem de şartlar oldukça zorluyor onları. Çünkü bayan taraf Anna (Amy Adams) tipik zengin, ince topuklu ayakkabılar giyen, yağmura çamura dayanıksız, tam da hanım hanımcık diyebileceğimiz bir şehir kadını. Erkek tarafı ise yani Declan (Matthew Goode) kasabada doğmuş ve bu hayata uyum sağlamış eli kolu kir pas çamur içinde biraz da kibarlıktan yoksun bir kasabalı genç. Düşünün siz olacakları...

Aslında Anna karakterinin dört yıldır birlikte olduğu ve kendisi ile aynı maddi düzeye, yaşam koşullarına sahip erkek arkadaşı (Adam Scott) ona evlenme teklif etmiş olsaydı bu yolculuk hiç gerçekleşmeyecekti yani her işte bir hayır vardır diyelim :))

Amy Adams gerçekten filmdeki karaktere çok uygun bir görselliğe sahip yani naif, kırılgan bir bayan rolünde hiç sırıtmamış. Matthew Goode 'u da rolünde gayet başarılı buldum, özellikle alaycı gülüşü ve kendinden emin tavırları filmdeki belirgin hallerini yansıtıyor. Goode'un 2013 yapımı başrol oynadığı gizem, korku türündeki filmi olan Stoker 'ı henüz seyretmedim ama merak ettiğim filmler arasında yer alıyor.

Film ilerledikçe anlıyoruz ki bu zorlu yolculuk onlara, farketmeseler de birbirlerini tanıma imkanı verirken aslında ne kadar da benzediklerini gözler önüne seriyor.

Belirtmeden geçemeyeceğim bir hayli eğlenceli bulduğum bir film. Benzetmeler çok dikkatimi çekmişti. Mesela Anna yanındaki eşyaları Lue'nin içinde taşıyordu. Lue de mi ne?  Declan'ın tabiri ile Louise Vuitton bir bavul. Şuan duyunca alakasız gelebilir ama bu filmin başından sonuna kadar karşımıza çıkan bir takma isim olacak ve siz bunu çok sevimli bulacaksınız.

 
Filmdeki yolculuğumuz malum kasaba ortamında başladığı için çayır, çimen, yeşillik, bolca ağaç manzaraları görmek istiyorsanız hiç zorlanmayacaksınız :))

Son olarak birden fazla kez izlediğim ve her seferinde çok zevk aldığım bu yapımı paylaşmaktan çok memnunum. Bu sebeple sizin de beğeneceğinizi düşünüyorum.

İyi seyirler :))

Sevgiler & Saygılar

16 Ağustos 2013 Cuma

Justin Timberlake geri mi dönüyor ?

Herkese Merhaba,

Konumuz bugün Justin Timberlake...
Kendisini pek çoğumuzun da sıkça adını duyduğu Amerikalı oyuncu ve şarkıcıdır.  Açık söylemek gerekirse oyunculuk performansı için olumlu bir yorum yapamayacak olsam da müzik kariyerini e gayet başarılı bulduğumu söyleyebilirim.

Justin’i yer aldığı grup olan “N’Sync” döneminden beri çok beğenmişimdir. O zamanların en önemli  boybandleri arasında yer alan gruptaki en genç ve açık ara en sivrilen üyesidir.
2002 yılından itibaren yoluna tek başına devam etmeye başlayarak Justified albümünü çıkartmış ve büyük bir başarı yakalamıştır. Bu albümde yer alan "Cry Me A River" ve "Rock Your Body" en hit parçaları arasında yer almıştır. Hepsi bir kenara halen ve halen engellenemez bir biçimde en beğendiğim şarkısı "My Love” olup klibindeki dans performası da bence harikadır.
2007 ile 2012 arasında önceliği oyunculuk kariyerine vermiş ve Sosyal Ağ, Kötü Öğretmen, Zamana Karşı ve Arkadaştan Öte filmlerinde başrol oyuncusu olarak yer almıştır. Daha önce de söylediğim gibi oyunculuk kısmı beni pek sarmasa da "Arkadaştan Öte" filminde sadece sevimli bulduğumu söyleyebilirim.
Azıcık da özel hayat kısmına değinirsem kendisi daha yeni meşhur olduğu yıllarda ve de çok uzun bir dönem Britney Spears ile anılmış olup ikilinin yüksek enerjili ilişkisi Mart 2002'de beklenmedik bir şekilde son bulmuştur.
Ocak 2007'de ise Timberlake, Jessica Biel ile ilişki yaşamaya başladı her ünlü  çiftin yaptığı gibi onlar da başta paparazzilerden uzak durup hiçbir açıklama yapmamayı tercih etti. 2012 yılında çift muradlarına ererek İtalya'da evlendi.
R&B tarzında bu kadar zenci solistin içinden gerçekten sıyrıldığını düşündüğüm Timberlake bence bu işin hakkını veriyor. Özellikle dans tutkunu olan ben, gerçekten sahne performansını, müzik ile uyumunu, hareketlerindeki o rahatsız etmeyen geçişleri çok beğeniyorum. Eskiye dönüp müzik kariyerine odaklansa (ki 2013 yılı başında tekrar müziğe döneceğini açıkladı) bence çok daha büyük başarılara imza atacaktır.
Sizin için seçtiklerim ise şöyle ;

Sevgiler :))


Rock Your Body
http://youtu.be/TSVHoHyErBQ

 :


Timbarland -  Carry Out ft. Justin Timberlake
http://youtu.be/NRdHsuuXxfk



Justin Timberlake ft Nelly Furtado - Give it to me
http://youtu.be/RgoiSJ23cSc






15 Ağustos 2013 Perşembe

Perfect Sense

2011 yılı Almanya-İngiltere-Danimarka-İsveç ortak yapımı
Tür : Romantik, Dram
Süre : 92 dk
IMBd puanı : 7,0

Yani Türkiye’de bilindiği ismi ile “Yeryüzündeki Son Aşk” .. Hayret verici bir şekilde bu sefer filmin adını konu ile alakalı olarak çevirmişler. Biliyorsunuz çok abuk şeyler de yapılabiliyor bazen.
Neyse biz filmin kendisine gelelim. Konu itibari ile gerçekten farklı bir senaryoya sahip. Şöyle ki; salgın bir hastalık sebebi ile insanlar sırası ile tüm duyu organlarının işlevlerini kaybediyor. Bu süreçte birbirine tutunan ve kelimenin tam anlamı ile yeryüzündeki son aşkı yaşayan bir çift !!! Başrollerde daha önce beğendiğimi bahsettiğim Eva Green ve erkek oyuncu (aşçı) olarak da Ewan McGregor (ben en son Ada filmi ile hatırlıyorum kendisini) var.


Her ne kadar da film tür açısından bilimkurgu olarak da değerlendirilse de yaşanan aşk seyirciye o kadar geçiyor ki işin o tarafı ile hiç ilgilenmiyorsunuz. Film, doğrudan sizi çekip romantizme atıyor. Yani düşünün tat alamıyorsunuz, dokunsanız da hissedemiyorsunuz, koku alamıyorsunuz, duyamıyorsunuz ve en son göremiyorsunuz !!! Elinizde başka ne kalıyor ? Sadece AŞK
Tüm bu sarsıcı olayların içinde yer alıp sırasıyla insanların bu salgına kapıldığını görmek ne kadar acı verse de elindeki tek kalan duygunun AŞK olduğunu bilmek ve belki de bu duyguyu son yaşayan çift olmak, muhakkak ki insana bencilce bir his de veriyordur.
Filmin sonunda her ne kadar da salgının sona erdiği veya vereceği hissine kapılmasak da son tam da filme yakışır bir şekilde düzenlenmiş. Daha farklısı yakışmazdı gibi geliyor bana…

Benim filmden algıladığım onca keşmekeş ve hayatın yıkıcı etiklerine rağmen birbirini yakaladıysan, dünyanın sonu da gelse, bırakmamalısın asla…

İyi seyirler herkese :))

Sevgiler & Saygılar
 
 
 
 
 
 

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Karşınızda Bir İngiliz "CRAIG DAVID"

Craig David deyince aklıma ilk önce kendini net belli eden İngiliz aksanı geliyor. İlk çıkış yaptığı albüm olan “Born To Do It”  den beri çok beğenerek takip ediyorum.  En son 2010 yılında albümü çıkmış olup Sting ve Remady düetleri ile de akıllarda yer almıştır.

“Seven Days” ile başlayan serüveninde en sevdiklerim “Walking Away” , “Fill Me In” , “What's Your Flava", “Insomnia” , “Unbelievable” olarak  sayabilirim.
2003 yılında Sting ile yaptığı “Rise and Fall” düetinde dikkatlerden kaçmayacak bir çıkış yakalasa da o günden sonra akılda kalan bir işe el atamamış ve kendini spora, body çalışmalarına adamış. Takip ettiğim kadarı ile  2014 te yeni bir albüm çalışması olacakmış. Canlı ve Dj performansları devam ediyor da yine de albüm veya yeni şarkılar olmadan gündemde kalabilmek gerçekten zor olmalı.
Bir yerde okumuştum Elton John, David için “Eğer İngiltere’de David’den daha iyi bir R&B şarkıcısı varsa ben de Margaret Thatcher’ım” demiş. O kadar yani... 

Bunlara ilave belirtmem gereken Craig David’in aynı zamanda 2 Grammy adaylığı, 2 de MTV Müzik Ödülü bulunuyor. David, genç yaşına rağmen İngiltere’de bugüne kadar albümü en çok satan R&B sanatçılarından bir tanesi olmuştur.

Son olarak Temmuz 2013 te Türkiye'ye geldiğini biliyorum ama konser için değil bir açılış sebebi ile önce Bodrum sonra da İstanbul’u gezme şansını yakalamıştır.
Dinlemek isteyenlere seçtiklerim ;

What's Your Flava
http://youtu.be/FJbH81Vu1Tw
 
 
 
 
 
 

13 Ağustos 2013 Salı

The First Time

Bugünkü diğer bir filmimiz "The First Time"

2012 Abd yapımı.
Tür : Romantik, Komedi
Süre : 95 dk
IMBd puanı : 6,8


Ben izlerken çok keyif almıştım bu sebeple yorumlarıma aynı keyif ile başlamak istiyorum.
Biraz Teenage tadında bir film gibi gelmişti. Özellikle oyuncuların babyface olmaları bu fikrimi edinmemde bana çok büyük katkı sağlamıştır...

Filmin konusuna gelirsek esas oğlan yani Dave (Dylan O'brien) hoşlandığı kıza uzun süredir açılamayan bir gençtir. Esas kızımız ise Aubrey (Britt Robertson) yaşça daha büyük bir erkek arkadaşa sahiptir. Aubrey ilk cinsel deneyimi için bu erkek arkadaşına söz vermiş ama Dave ile tesadüfen karşılaşıyor ve sadece konuşarak bütün bir geceyi birlikte geçiriyorlar. İşte bu gece sonunda aralarında oluşan bağ ikisinin de hayatını değiştiriyor.

Hiç canınızın sıkılmayacağını gayet net söyleyebilirim. Bu noktada film sürükleyici ve eğlenceli bir hale geliyor. Ayrıca filmde müziklerin hoş ve yerinde kullanılışı da ilgimi çekmişti. Bu konuya da değinmeden geçemeyeceğim.

Bu klasik Amerikan yeni yetme filmlerinden hoşlanmam deseniz de Imbd için gayet küçümsenmeyecek bir puan alması bence bize güzel birşeyler seyredeceğimizin ipuçlarını veriyor.

Demek istediğim şu ; hadi neden izlemiyorsunuz ?







Womb

Sırada yeni izlediğim bir film var.

2010 yılı ve Almanya-Macaristan-Fransa ortak yapımı.
Tür : Dram, Romantik
Süre : 107 dk
IMBd puanı : 6,2

Konusu gereği ülkemizde fazla ilgi görmemiş bir film, kısaca özetlersek aşık olduğu kişi ölünce onu klonlayarak doğuran bir kadın var karşımızda, doğurduğu oğlu mu sevgilisi mi ? Tuhaf bir ilişki.

Başroldeki iki kişi tanıdık aslında, oğul olan Tommy rolünde Cnbc-e de yayınlanan Doctor Who dizisinden tanıdığımız oyuncu Matt Smith. Rebecca karakterindeki anne rolünde ise Eva Green var ki kendisini benim hayranlıkla seyrettiğim diğer bir film olan Perfect Sense'te (Yeryüzündeki son Aşk) daha başarılı bulmuştum. Başka bir gün o filmden de muhakkak bahsedeceğim o ayrı konu tabii...

Oyuncular tanıdık tamam ama filmin durağanlığını ve garip şekilde ilerleyememe halini maalesef onlar bile kurtaramamış. Senaryo gayet farklı yani ben ahlaki tarafına takılmadım açıkçası ama bitiş yani bitiş hiç olmamış, asılı kalmış sonu, nasıl yani bitti mi diyorsunuz ve yazılar çıkmaya başlıyor.

Değişik bir senaryo istiyorum, dram tadında olsun bir taraftan o anne diğer taraftan da aslında aşkı için insan neler yapar görmek istiyorum derseniz rahatlıkla izleyebilirsiniz.


 
 


"Fine Chine" ve CHRIS BROWN

Son günlerde sürekli beynimde çalan bir şarkı "Fine Chine"

Özel hayatı ile uzun süre gündemden düşmemiş ve ilgiyi asla kaybetmeyen bir hayat veee karşınızda CHRIS BROWN !!!

Gerçekten her klibi tam da benim sevdiğim gibi sinema tadında. Bahsettiğim "Fine Chine" şarkısına ait klip de zaten kendini belli etmiş durumda tam 6.17 dk

Başka bir detay da kesinlikle dönemin en iyi dans edenleri arasında sayıldığı, başta bana biraz Usher çakması gibi gözükse de kendi yerini belirlediğini çok rahatlıkla söyleyebilirim.

06 Aralık 2013 tarihinde vizyona girecek filminden de bahsetmem şart. "Battle of the Year: The Dream Team" Kısaca başta beceriksiz olan bir grup gencin dans konusunda eğitilme süreci. Yani pek de orijinal bir senaryo olmayacak karşımızda. Ancak bayanları bir konuda uyarmam lazım filmdeki başrol sadece Brown değil bu filmde çocukları çalıştıran bir nevi öğretmen rolünde Lost dizisinden de gayet net hatırlayacağımız "Sawyer" karekterini canlandıran Josh Hollaway'i de izleyebileceğiz. Tabi ki filmi izledikten sonra muahhak fikrimi paylaşacağım.

Bu söylediklerimden sonra merak edenler aşağıdaki klibi izleyebilir. Söz veriyorum pişman olmayacaksınız :))

Sevgiler.

http://youtu.be/iGs1gODLiSQ





12 Ağustos 2013 Pazartesi

Bu Bir Başlangıç

Merhaba,

Uzun süre önce bu blog konusu ile ilgili düşünmeye başlamıştım aslında. Kafamda bazı fikirler canlanmıştı ama bu gün artık bu işe elimi atmalıyım, başlamalıyım dedim...

Hayal ettiğim ve içinde yaşadığım iki dünya arasında köprüyü sağlayan sinema ve müzik sevgisi şuan bunları yazmama sebep olan ruhumun gıdalarıdır.

O kadar çok film seyredip müzik dinliyorum ki onlar olmadan nasıl yaşanır gerçekten bilmiyorum ve işte tam da bu sebeple yazmaya başladım ...

Evet tam de söylemek istediğim gibi;

Bu Bir Başlangıç !!!

Hoşgeldim :))