30 Eylül 2013 Pazartesi

Safe Haven

2013 ABD yapımı
Tür : Romantik, Dram, Gerilim, Gizem
Süre : 115 dk
IMBd puanı : 6,4

Öncelikli olarak yine sıkılmadan seyredebileceğiniz bir filmi karşınıza çıkardığımı söyleyerek başlamak istiyorum.

Filmin kısaca özetine gelirsek Katie'nin (Julianne Hough) belli ki bir şeylerden ve birilerinden kaçar gibi çıktığı yolda kaderi onu Soutport'a götürür. Bu şirin sahil kasabasında karşısına iki çocuk babası Alex (Josh Duhamel) çıkacaktır. Bakalım bu iki kişinin kaderi onları nerelere sürükleyecek ?

Katie başına gelenlerden dolayı (bu kısım filmin başında büyük bir gizlilikle saklanıyor) kendini tüm insanlara kapamış tek başına yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Ancak yaşadığı yerin küçük bir kasaba olması sebebi ile Alex'i görmemesi adeta imkansızdır. Üstelik Alex devamlı alışveriş yaptığı marketin de sahibidir ki bu onunla daha fazla zaman geçirmesine sebep olmuştur. Buradaki gizemli hava filmin sonuna kadar rahatça korunmuş. Yani Katie'nin başına gelenleri hemen anlayamıyorsunuz. peşindeki kişi kim ? Neden kaçmış ? O bir suçlu mu ? devamlı bu sorular dolanıyor kafanızda. Kesin karara varmanız ise tam da sevdiğim gibi sonlara yaklaşırken belirleniyor
.


Filmin türünde ne kadar da dram geçse de ucundan yakalamış gibi duruyor. sizi salya sümük bir hale getirecek düzeyde değil yani... ama başta da dediğim gibi gizem ve gerilim gayet mevcut.

Ben Julianne Hough'ı maalesef fazla tanımıyorum. Şöyle bir oynadığı filmleri araştırırken 2011 yapımı "Footloose" filmine rastladım ki kesinlikle seyretmem gereken bir film olduğuna karar verdim. İçinde müzik, dans, coşku, aşk hepsi var. Seyrettikten sonra muhakkak yazarım size de...  Josh Duhamel için ise söylenecek fazla bir şey yok yine rolünün hakkından gelmiş.  İkiliyi de gayet beğendim.

Dediğim gibi sonu baştan belli olmayan ve sıcaklığı izleyiciye geçen bir film. Sahil kasabası ortamında geçtiğinden bol bol deniz, güneş, kumsal görmeniz mümkün...

Son olarak filmden anlayacağımız ise yaşadıklarınız sebebi ile kaybettiğiniz sevinci, güveni hayatınıza giren doğru kişi ile tekrar kazanabilirsiniz ...

İyi Seyirler :))

Sevgiler &Saygılar



23 Eylül 2013 Pazartesi

Now You See Me

2013 yılı Abd yapımı
Tür : Suç, Gizem, Gerilim
Süre : 115 dk
IMBd puanı : 7,3

Vizyona giren Turkish adı ile karşınızda "Sihirbazlar Çetesi"

Oldum olası sihir, büyü, sihirbazlık, gizem, mistik olaylara karşı hep ilgi duymuşumdur. Yani genel olarak insanlar bu tip olaylara korku ile yaklaşırken bendeki his hep merak duygusu olmuştur. Bu filmi de konusu gereği merak içinde seyretmeye başladım. Bir sonraki sahnede sihirin ipuçlarını bulabilecek miyiz ? Aslında diğer filmlerden iki kat fazla gözle seyrettim dersem yalan olmaz :)) o sihiri çözmek bana inanılmaz bir haz verecekti... Göz yanılması olduğunu bildiğiniz yerlerde bile bu yanılmanın nerden, nasıl kaynaklandığını bulma arzusu... İşte beni bu filme çeken duygu :))

Karşımızda ne yaptığını çok iyi bilen gerek ukala gerek kibirli tavırlarıyla dört sokak sihirbazı mevcut. Bu dört kişi bilinmeyen biri (ki bu kişinin kim olduğu filmin sonuna kadar gizemini net olarak korumuştur) tarafından bir araya getirilerek günümüzün Robin Hood'u olarak insanların karşısına çıkartılıyor. İlk şovlarında bir Fransız bankası soyuyorlar. Bu da peşlerine iki polisin düşmesine sebep oluyor. Sonuçta banka soymak bir suç değil mi ? Ama tabi bunu kendi yöntemlerince yapıyorlar. Yani bildiğimiz yöntemlerdeki gibi kafalarına bir maske geçirerek değil...

Bu dört süvarinin (filmdeki adları) karşısındaki polislerden biri yeni yetme bir Fransız, diğeri ise deneyimli Amerikalı. İki polis onları yakalayabilecek mi tabi gerçekten suç işledilerse ? Sonuçta bu bir sihir öyle değil mi :)) Mark Buffalo deneyimli polis olan Dylan rolünde.  Dylan'a göre sihirbazlar insanların zayıf yanlarından faydalanarak onları kandırmakta. Bu düşünce ile sihirbazları hiç ciddiye almayan bir tavır içinde...

Morgan Freeman filmde daha önce kendisi de sihirbazlık yapmış sorasında ise sihirbazların açıklarını ortaya çıkarmakla görevlendirmiş bir şovmen rolünde. O da bu dört sihirbazın gerçekte yaptıklarını ve sırlarını tüm halka açıklamak için adeta canla başla çalışıyor.

Filmin çekimi resmen görsel şölen niteliğinde, gerçekten para harcanmış... O şov sahnelerinin her biri birbirinden heyecan verici bir atmosfer içinde geçiyor. Kendinizi koltukta oturmuş film izler gibi değil adeta şovun içindeki binlerce seyirciden biriymiş gibi hissediyorsunuz.

İkinci gösteri sırasında resmen ağzım açık kaldı yaptıklarını o kadar güzel sergiliyorlar ki hayret etmemek elde değil. Son gösterideki ışık şovu sizi büyülüyor. Bunların hepsi asında gerçek, sihir denilen bir şey aslında var diyorsunuz !!!

Sona gelirsek açıkçası ben sonun bir kısmını tahmin edebilenler arasındayım, ama kendimi hep farklı sona hazırladığım için film bitene kadar kafamda binlerce senaryo kurdum, Gizemli kişi kim çıkacak ? Bu dört kişiyi bir ara getirme sebebi nedir ? Ben genelde yorumlarımda fazla ipucu vermeyi sevmiyorum çünkü ben de farklı bir yorumu okurken ipucu almayı sevmem. Sonuçta sonunu bilip seyredilen bir film bana aynı adrenalini maalesef vermiyor...

Kısaca ne derler bilirsiniz ABRA KADABRA :))

İyi Seyirler...

Sevgiler & Saygılar


 
 
 
 
,





17 Eylül 2013 Salı

O Bir RIHANNA !!!

Bugünkü konumuz beylerin ağzının suyu akarak izlediği ve hatta bayanların da hayran kaldığı RIHANNA  ...

Bildiğiniz üzere kendisi Barbados'lu R&B ve pop şarkıcısı olup namı tüm dünyayı sarmıştır. O kadar ünlü oldu ki resmen dünya RIHANNA'dan sonra Barbados diye bir yerin var olduğunu öğrendi. Zaten kendisi bu ülkenin tanıtımını yapmak için kültür elçisi görevini edinmiş durumda. O kadar ki Google'a Barbados yazınca görsellerinde RIHANNA çıkıyor, çok komik ama gerçek :))
7 yaşında şarkı söylemeye başlayan Rihanna'nın keşfedilme hikayesi 15 yaşında oldu. Bu yıllarda zaten müzik okuluna giderken iki arkadaşı ile bir grup kurmuştu  Grubun Barbados'ta tatil yapan ünlü müzik yapımcısı Evan Rogers ile karşılaşması tam bir dönüm noktasıydı. Grup içinde sadece Rihanna beğenildi ve halen günümüze kadar süren serüveni başlamış oldu.

Nerdeyse yaptığı her albüm müzik listelerinde bir numaraya yükseldi ve hatta haftalarca orada kaldı. En zorlu ülke listelerinde bile ki bunlardan biri İngiltere'dir. Umberalla, We Found Love, SOS, Unfaithful, Don't Stop The Music, Diamonds, Man Down en çok beğenilen şarkıları arasında ön planda yer alıyor. Bunların yanında Jay-Z ile düeti olan Umbrella şarkısından ilk Grammy ödülünü aldı.
Sadece albüm çıkarmakla kalmayan Rihanna aynı zamanda da bir moda ikonu. Her albümünde farklı bir tarafını yansıtırken bu farklılık hem şarkılarına hem de saç ve giyim tarzına yansıyor. Şimdi aklıma acaba bugüne kadar kaç farklı hale girmiştir gibi bir soru geldi ? Bu kadar fazla imaj değiştirmek aslında bence bir cesaret işi. Zaten güzel kadın, ona her imaj yakışır da diyebilirsiniz ama bir bakıyorsunuz saçlarını erkek gibi kestirip siyaha boyatıyor tam bir vamp havası, bir bakıyorsunuz uzun ve sarı hanım hanımcık bir hal ...  o kendini acaba hangi hali ile daha çok beğeniyor sormak isterdim :)) 
Tamam biliyorum az biraz magazinsel olaylara da değin diyeceksiniz ve ben de 2009 yılında yaşanan dayak hadisesine konuyu getireceğim. Asıl olay o dönemde gerçekleşmesi planlanan Grammy ödül törenindeki performansının iptal edilmesi ile başladı. İnsanlar bunun sebebini araştırırken birden dayak yemiş yüzü gözü mor, şiş bir fotoğrafı ortaya çıktı. Tabi işin aslı sonradan anlaşıldı. O zamanlar Rihanna'nın erkek arkadaşı olan Chris Brown (ki daha önce kendisi ile ilgili bir post paylaşmıştım) 'dan dayak yemişti. Tabi ki bu kesinlikle kabul edilemez bir şeydi. Ama Rihanna Brown'dan şikayetçi olmadı. Bu da halen ona olan tutkusunu gösteriyor şeklinde dedikoduların yayılmasına sebep oldu. Halen günümüzde bile ne zaman bir araya gelseler tekrar birleşiyor haberleri magazin gündemini meşgul eder.
Kısadan hisse karşımızda yaptığı her işte başarıyı yakalamış, bir şarkıcı, moda ikonu, kültür elçisi hayırseverlik konusunda da kendine düşen görevleri yerine getiren bir star yer alıyor. Ben şahsen onun 3 oktav olan sesini çok beğeniyorum. Bazı şarkılardaki iniş ve çıkışları ve ses rengi çok hoşuma gidiyor. Tarzı tavrı herkese göre farklı gelebilir ama daha çok yıllar karşımıza çıkacağına ve albümleri ile insanları coşturacağına inandığım biri RIHANNA ...
Sevgiler & Saygılar
 

Diamonds
http://youtu.be/lWA2pjMjpBs



SOS
http://youtu.be/IXmF4GbA86E




We Found Love ft. Calvin Harris  
http://youtu.be/tg00YEETFzg

 


Where Have You Been
http://youtu.be/HBxt_v0WF6Y

 

12 Eylül 2013 Perşembe

Stoker

2013 yılı Abd, İngiltere ortak yapımı
Tür : Gizem, Korku, Dram
Süre : 99 dk
IMBd puanı : 7,0

Nasıl ki bir çiçek rengini seçemezse biz de olduğumuz şeyden sorumlu değiliz ...

Filmleri izlemeye başlamadan bir iki tane bile olsa muhakkak yorum okurum. Yazanlara körü körüne bağlanmam ama illaki okurum. Sanırım bu benim için bir çeşit alışkanlık haline geldi. Belirtmem gerekir ki film için kimse ortada kalmamış. Yani beğenen, harika film diyenin yanında sakın izlemeyin diyenler de var. Anlayacağınız en iyisi kendim izleyeyim ve kararı vereyim diyorsunuz.

Zamanının çoğunu babası ile ava çıkarak geçiren India (Mia Wasikowska) onun ani ölümüne alışmaya çalışırken bir anda karşısına daha önce hiç haberdar olmadığı amcası Charlie (Matthew Goode) çıkar. Annesi (Nicole Kidman) ile pek ortak noktası olmayan India'nın aileye yeni katılan amca ile hayatı nasıl değişecek ?

Bir kere şu noktada muhtemelen çoğunuz benimle aynı fikirdedir, estetik yaptıran insanların kesinlikle ve kesinlikle mimikleri kayboluyor. Burada bahsettiğim Nicole Kidman'ın ta kendisi. Bana göre istediği kadar inandırıcı oynasın o yüzündeki ifade , bakış asla değişmiyor. Bu da onu daha az seyretmek istememize neden oluyor. Yani bana hep yapay gelmiştir, doğal bir havası maalesef yok.

Onun dışında India rolündeki Mia Wasikowska bildiğiniz hayalet gibiydi filmde. Beyaz bir yüz, donuk bir ifade. Kaç kez güldü inanın hatırlamıyorum, seyrederken ne kadar bıkmış hayattan diyorsunuz adeta. Matthew Goode ise çok akılda kalıcı bir performansa sahip değildi desem yeridir.

Filmde India ve Carlie'nin bir piyano çalma sahnesi var ki gerçekten muazzam, bu sahneye bayıldım. Bir kere yavaştan başlayıp hızlıya doğru ilerleyen ve heyecanı soluksuz yaşatan müzik insanı inanılmaz derecede etkiliyor. İkili çalınınca piyano çok daha dinlenesi bir hal alıyor. O sahnede vermek istedikleri tutku işte tam da hissettirdiği buydu ...


Aklımda kalan diğer bir unsur filmdeki sahneler arası geçişlerin çok başarılı olduğu. Bir saç sahnesinden yeşilliklere geçiş kısmı vardı gerçekten harika ve beklenmedik olmuş. Sahne çekimleri sanırım oyuncuların hepsinin renkli gözlere sahip olması sebebiyle (bu kısmı tamamen sallıyorum kafamdan) çok yakın çekilmiş. Ama öyle bakın izleyin hak vereceksiniz bolca sahnede oyuncuların sadece kafa kısmı çekilmiş :))

Son ise beklentimi maalesef karşılamadı, daha gizemli bir şeyler olsun istemiştim ama olmadı :(( dolayısı ile ortaya çıkan gerçekten sizi tatmin etmiyor...

Benden bu kadar, son karar yine sizin...

Sevgiler & Saygılar

9 Eylül 2013 Pazartesi

Water For Elephants

2011 ABD yapımı
Tür : Romantik, Dram
Süre : 120 dk
IMBd puanı : 6,9

Ben mi o treni seçtim, tren mi beni bilmiyorum ...

Bu filmi fragmanını izlemeye başladığım andan itibaren sevmiştim. Olaylar huzur evinde yaşayan bir adamın sirke gelmesi ile başlar. Bu yaşlı adam geçmişi ile yüzleşmeye başladıkça gençlikte yaşadığı o masalsı sirk günlerini hatırlamak onu eski ve güzel günlere götürecektir.

Jacob Jankowski (Robert Pattinson) veterinerlik fakültesinden mezun olmak için girdiği son sınavda ailesinin trafik kazasında öldüğünü öğrenir ve bu gelen haber ile tüm yaşamı bir anda değişir, mezun olamamıştır ve hiç parası, akrabası yoktur... Tam da bilinmeyen bir yolda ilerlerken bir sirk trenine rastlar, işte bu trene binmesi hayatının dönüm noktası olacaktır.

Jacob, bir şekilde kendini sirk sahibi August'a (Christoph Waltz) kanıtlar ve orada çalışmaya başlar. Yıldız gösterisinde yer alan atın hastalanması sebebi ile yeni bir fil aralarına katılır. Jacob'un veterinerlik okumuş olması onu bu dev gibi filin bakıcısı yapmaya yetecektir. Bu filin sirke dahil olması, onun August'un karısı Marlena (Reese Witherspoon) ile yakınlaşmasına sebep olacaktır. Aralarındaki çekim hiçbir şeyin karşılarında durmasına engel olamayacaktır.

Bence filmin sirk ortamında geçiyor olması doğal olarak farklı bir atmosfer yaratmış, bütün o hayvanlar, yıldız gösteriler, cambazlar bizim bildiğimiz duygusal film havalarından farklı bir tarafa sürüklüyor bizi.

 
Witherspoon, Marlena rolünde burnu büyük, kimse ile konuşmayan, patronun karısı tavırlarında gayet başarılı. Gösteri sırasında adeta bir yıldız gibi parlıyor. Bence rolünü sergilerken  gayet inandırıcı bir hal almış. Diğer taraftan bayanlar darılmasın bana ama ben Pattinson'u sizler kadar çekici bulmuyorum. Yani Alacakarlık serisini konusu sebebi ile beğendim ama görsellik, karizma, çekicilik tarafında benim için bir ilah asla olamaz. Bu filmdeki rolünde ise önce kendine güvensiz halleri sonra ise ne istediğin bilen duruşu onun üstüne tabiri caizse "cuk" gibi oturmuş. Ben her ikisini de beğendim...

Film gayet aydınlık bir çekime sahip, sıkılmanızı gerektirecek bir durum yok. Sadece olaylar ilk başta biraz ağır ilerliyor. Çoğu filmde olduğu gibi ikinci kısımda aksiyon başlıyor.

Filmin sonu ile ilgili fazla ipucu vermek istemiyorum ama beklentinizi karşılayacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Bir bakıma psikopat ve kendini tamamen başarılı olmaya adamış bir koca, içinde saklayamadığın bir aşk, mistik bir hayat. Tüm bunlar Marlena'nın, Jacob ile olan ilişkisini nasıl etkileyecek ? Yoksa August'a karşı gelemeyecek ve hayatının aşkını kayıp mı edecek ? İzleyin göreceksiniz :))

İyi seyirler :))

Sevgiler & Saygılar






5 Eylül 2013 Perşembe

When In Rome

2010 yılı İtalya-Abd  ortak yapımı
Tür : Romantik, Komedi
Süre : 91 dk
IMBd puanı : 5,3

Karşımızda gerçekten de romantik, komedi türünde bir film yer alıyor. Hem eğlenceli, hem sürükleyici, sonunda çıkacak sürprizi heyecanla bekliyorsunuz... Bence kesinlikle daha yüksek bir puanı hakkediyor bu film...

Filmdeki asıl kızımız Beth (Kristen Bell) kardeşinin düğünü için Roma'ya gider. Olaylı geçen düğün akşamının sonunda yalnızlık ve bir kaç kadeh sonrası değişen ruh hali ile Aşk Çeşmesi'ne "aşk" dilenerek atılan paraları toplar. İşte bu olay sonrası adeta lanetlenmiş gibi bu topladığı paraların sahibi kendilerini bilmez bir şekilde bir anda Beth'e aşık olurlar. Asıl oğlan (Josh Duhamel) ise tam da bu sırada olaya dahil olacaktır. Onun aşkı gerçek mi yoksa o da Beth'in topladığı paralardan birinin sahibi olarak lanetlenmiş bir kazazede midir ?

Film İtalya'nın o mistik ve sokakta yürürken bile adeta aşk kokan havasında çekilmiş. Yani ilaveten bir duygu yüklenmenize gerek yok seyrederken bile tarihi yerler sizi alıp götürüyor...

Filmdeki paraların sahibi olarak canlandırılan dört karakter de tamamen birbirinden farklı ve uç noktalarda. Bir ressam, bir model, bir sihirbaz ve bir iş adamı. Bu çeşitlilik insana seçim yapma zorluğu da yaratabilir tabi ki :))

Filmin sonunu merak ediyorsunuz aslında, yani Nick'in durumunu seyretmeyenler için açığa vurmayacağım tabi. Gerçek aşk mı yoksa sahte mi ? tam olarak anlamanız biraz zaman alıyor. Ben zaten kendini hemen açığa vuran filmleri sevmiyorum. Başından sonunu anlamak filmin heyecanını yitirmenize sebep oluyor. Bir yandan da hem romantik hem de komedi diyorsak çok negatif bir sonla karşılaşmayacağımızı hissediyoruz. Demiştim ya ben filmi beğendiğim için hiç olumsuz bir yanını görememiş de olabilirim :))

Oyunculara gelirsek ben Josh Duhamel'i ilk Cnbc-e deki ünlü dizilerden biri olan "Las Vegas" ile keşfetmiştim. Sevimli bir yüzü var ve çok kolay mimik yapabiliyor. Şekilden şekle giriyor resmen. Onu seyrederken hiç sıkılmıyorum. Aynı fikrimi bu filmdeki "Nick" rolü için de söyleyebilirim.  Kristen Bell ise adeta ışıldıyor. Genellikle oynadığı romantik-komedi tarzını çok iyi taşıdığını düşündüğüm bir oyuncu. Bell'in oynadığı 2013 yapımı "The Lifeguard" filmini seyretmek istediklerim arasına ekledim. İkilinin boy farkından doğan görsel bir uyuşmazlığı mevcut olsa da bu konuda tamamen suçlu Duhamel'dir :)) şaka bir yana gayet uyumlu bir çift olduklarını düşünüyorum.

Son olarak da size iyi seyirler diliyorum...

Sevgiler & Saygılar



1 Eylül 2013 Pazar

Upside Down

2012 yılı Fransa-Kanada  ortak yapımı
Tür : Romantik, Dram
Süre : 100 dk
IMBd puanı : 6,3

Tür itibari ile ağır bir bilimkurgu ile karşılaşacağınızı düşünüyorsunuz.  Afiş de zaten adeta bunu hissettirmek için tasarlanmış. Ama hayır asıl filmin anlatmaya çalıştığı o kurgu içinde yeşeren ve geçmişe dayalı bir romantizm.

İki farklı tabaka... zengin kız ve yoksul erkek mevzuları iki binli milenyum çağına ancak bu kadar adapte edilebilir. Bir alt şehir var bir de üst şehir. Yalnız fikir gerçekten çok orijinal. Düşünsenize kafanızı yukarı kaldırdığınızda gökyüzünün üstünde diğer bir şehiri görüyorsunuz yani iki şehir boşluk içinde birbirine paralel şekilde duruyor. Bu fikir gerçekten de dahiyane !!! hele bazı sahneler var ki birbirlerinin şehirlerine geçiş anları, kafa yormak lazım cidden.
Bunların yanında  söylemem gerekir ki sahneler oldukça karanlık. Çünkü film bunu gerektiriyor da diyebilirisiniz ama bazen bu karartıcı sahneler sıkıyor sizi.

Şimdi de heyecanınızı kaybettirmeden filmin konusundan bahsedeyim. Farklı şehirlerde yaşayan iki genç birbirine aşık olunca tüm zorluklara rağmen aşklarını yaşamak isterler. Ama bir kaza sonucu (bildiğimiz kazalardan değil unutmayın havada duran şehirlerden bahsediyorum) hafızasını kaybeden bir kız, geçmişteki aşkını tekrar hatırlayabilecek mi ? tabi aralarındaki tek engel hazıfa durumu değil. Pembe karışımlar, arılar, tozlar, formüller az biraz mistik bir tarafı da var yani olayın.

Bayan başrolde Spider Man’dan hatırlayacağımız Kirsten Dunst var ki ben onu bu filme maalesef hiç yakıştıramadım. Bence yerine Gwyneth Paltrow olabilirdi. O da sanırım aynı dönemde Iron Man’deydi ... Yoksul yani filmdeki anlayışla alt şehirde yaşayan Eden karakteri ise bu role daha yakıştığını düşündüğüm Jim Sturgess canlandırmış. Sturgess'i ise en son 2011 de vizyona giren One Day filminde Anna Hattaway ile izlemiştim. 
Bu filmde en çok takıldığım nokta ise güzel sona çok çabuk ulaşılması oldu. Aslına bakarsanız ben daha zor bir son bekliyordum. Tam ümitler kesilmiş her iki taraf da kendi hayatını yaşamaya başlayacakken sanki bir mucizevi değnek geliyor ve o kadar sıkıntı nasıl oluyor da bir çırpıda halloluyor ? işte biri bana cidden bu kısmı anlatmalı :))

 
Yine de aşkın yer çekimine nasıl da karşı geldiğini merak ederseniz izleyin derim...

Sevgiler & Saygılar