24 Ekim 2013 Perşembe

Ya Sonra

2011 yılı Türkiye yapımı
Tür : Romantik, Komedi, Dram
Süre : 105 dk
IMBd puanı : 5,2

Kabul ediyorum fazla Türk filmi seyretmiyor ve takip etmiyorum. İnanın özellikle yaptığım bir şey değil, Genelde yabancı bir film seyrettikten sonra nedense bana Türk filmleri yeterli gelmiyor. Ama tabi bu önyargılı yaklaşımımı kıran bazı filmler de olmuyor değil :)) İşte bahsettiğim filmlerden biri de  2011 yılında  Özcan Deniz’in yazıp yönettiği ve gerçekten beni hem eğlendiren, hem hüzünlendiren "Ya Sonra" filmidir. Hatta aynı dönem vizyona giren "Aşk Tesadüfleri Sever"'i de solladığını düşünüyorum. Bu fikrimi filmde Mehmet Günsur'un inanılmaz, dayanılmaz çekiciliği ve etkisi olduğu halde verdim durumu siz düşünün yani :))
O dönem çıkan haberleri de hatırlıyorum Ya Sonra filmi ilk 3 günde Oscarlı filmleri gişede geçmişti. Demek ki benim kadar beğenenler de olmuş.
Her filmin sonunda iyiler kazanır ve sevgililer birleşir evlenir film biter... ama burada evlilikten sonra film başlıyor. yani beni bu taraftan yakalamayı başarmıştı bir kere. Adem (Özcan Deniz) ve Didem (Deniz Çakır) monotonlaşan evlilikleri için çaba göstermeye başlamış ama birden kendilerini farklı birer dünyada bulmuşlardı. Yaşanan başka ilişkiler, maddi zorluklar, arkadaş etkileri sonunda onları boşanmaya kadar getirse de aslında kalplerinden birbirlerine bağlanan zincirlerin asla kopmadığını fark edecekler...
Arabesk tarzını pek benimseyemedim ama Özcan Deniz bir başka olmuş bu filmde ... Hele üç silahşörler gibi takılan Ragıp Savaş, Özcan Deniz ve Erdem Akaakçe'nin diyaloglarına bayılmıştım. Buradan sesleniyorum kesinlikle bu üçlü başka bir projede daha bir araya gelmeliler. Ve tabi ki Barış Falay'ın filme kattığı o karakteristik etkiyi de göz ardı etmemek lazım :))
Filmin soundtrack'i Atakan Ilgazdağ'ın seslendirdiği "Hayat Arkadaşım" şarkısını hiç dinlediniz mi bilmiyorum ? Ne zaman dinlesem tüylerim diken diken olur. O kadar işler insana. Dinlemediyseniz şayet bu konuda ısrarcıyım, dinlemelisiniz... Hatta ve hatta sizin için bir güzellik yapıp linki aşağıda ekliyorum :)) Böylece dinlememeniz için hiçbir bahane de bırakmamış oluyorum :))
Eğer izlemediyseniz keyifle izleyeceğiniz bu filmi de huzurlarınıza sunmaktan mutluluk duyuyorum :))

İyi seyirler...

Sevgiler & Saygılar

Atakan Ilgazdağ  - Hayat Arkadaşım

19 Ekim 2013 Cumartesi

Jagten

2012 yılı Danimarka yapımı
Tür : Dram
Süre : 115 dk
IMBd puanı : 8,3

Günün birinde Danimarka yapımı bir film için 115 dakikanı harcayacaksın deselerdi vallahi inanmazdım ama insanın başına her an her şey gelebiliyor :)) Şaka bir yana İngilizce adı "The Hunt" Türkçe çevirisi de her zamanki gibi anormal şekilde tercüme edilen "Onur Savaşı" filmi beni duvardan duvara vurdu diyebilirim. Aslında bu filmi ilk kez bir arkadaşımın tavsiyesi ile inceleme fırsatı bulmuştum o sırada seyredemedim, hazır vizyona gireceği dönemde yine önüme çıkınca seyretme şansı buldum.

Danimarka yapımı bir filmi deyince bence akla ilk ve hatta tek gelen oyuncu olan Mads Mikkelsen filmi alıp götürmüş. Mikkelsen'u ben şahsen ilk "Yasak Aşk" filminden tanımıştım. Son olarak da "Hannibal" ın dizi versiyonunda kendisine görebilmemiz mümkündür. Onun o karizmatik yüz ifadesi, herhangi bir mimik yapmadan bile her şeyi anlatan yüz hatları, olayı bitiriyor diyebilirim.

Bu filmin konusuna gelirsek eşinden ayrılan ve oğlu ile ilişkiyi kesmemek için çabalayan Lucas (Mads Mikkelsen) kendine yeni bir hayat kurmak ve oğlunu yanına almak için çabalamakla meşguldür. Bu sırada yuvada çalışmaya ve orada tanıştığı bir kadın ile ilişki kurmaya başlamıştır. Görünürde hayatı düzene girmeye başlasa da yaşayacağı olayları hiç aklına getirmemiştir elbette.

En yakın dostunun kızı olan Klara bu yuvadaki bir öğrencidir. Hepimiz biliriz çocukların hayal gücünü ... İşte bu hayal gücü ile Klara, Lucas ile ilgili yetişkin ve çocuklar arasında geçmemesi gereken bazı olaylar yaşadığını anlatmıştır. Bu durum Lucas'ın Klara'ya cinsel tacizde bulunduğu büyük bir olaya dönüşür. Bu olaydan sadece Klara ve Lucas değil tüm kasaba halkı etkilenecektir. Lucas en yakın dostu ile arasındaki ilişkiyi koruyabilecek mi ? gerçekten bu küçük kıza bir tacizde bulunmuşmuydu ? peki oğlu bu olaylar karşısında nasıl hissedecekti ? tüm bunların sırasıyla çözüldüğü bir film karşımızda...

Aslında konu, film bile olsa çok zor ele alınan ve bıçak sırtı bir konu. Yani sahneler ve anlatım çok önemli. sizi iğrendirecek bir düzeyde de tutabilir veya bu filmdeki gibi düşünmeye de sevk edebilir...

Küçük, tatlı,masum bir kıza mı inanmak kolay yoksa yalnız,kırk yaşlarında olan bir erkeğe mi ? Klara bu tip bir olayı yaşamadan nasıl uydurabilir ki ? işte böyle düşünmüyorsunuz filmde... Seyrettikçe Lucas'ın yerinde olsaydınız nasıl bir tepki verirsiniz diye aklınıza geliyor.  İftiraya uğramak bu kadar kolay mı, yıllardır sizi tanıyan insanların bir anda size hayvanmış gibi bakması, yaşamamanızı istemesi gerçekten çok acayip...

Peki bu filmi ailecek izlemeyin diyor bazı yorumlar, çoluk çocuk seyretmesin ama siz muhakkak seyredin derim. Beni bir tek "bir yıl sonra" kısmı sinir etti. Yani filmlerde oldum olası bir yıl sonra, beş yıl sonra kısımlarına takılırım. Olayın oluşu ve devamlılığı bence çok önemli. O bir yıl arada ne oldu, seyreden herkes farklı bir yorum çıkarabilir ? bunu tam kafamda bu film için oturtamadım. Ve maalesef bu kadar seyredin dediğim filmin sonunu da çok keyif alarak tamamlayamadım. Sadece son sahne vurmuş seyirciyi diyebilirim. Yine yorumlarda gördüm ki herkes sonu anlayamamış...

Mikkelsen dışında tabi ki küçük kız çocuğu rolündeki Annika Wedderkopp'da içinize işleyen o kocaman gözleri ile bakıyor. Onu da rolünde başarılı bulmamak elde değil, hatta ve hatta oynadığı rolü düşünürsek tacize maruz kalan bir çocuk için gayet başarılı bir performansa sahip..

Alışılagelmiş yapımların dışına çıkmak ve konu olarak da sizi sarsan bir film seyretmek isterseniz buyurun derim :))

İyi seyirler...

Sevgiler & Saygılar













8 Ekim 2013 Salı

The Call

2013 yılı Abd yapımı
Tür : Suç, Gerilim, Macera, Polisiye
Süre : 94 dk
IMBd puanı : 6,6

Bir kere baştan söyleyeyim film nasıl başladı nasıl bitti ben hiçbir şey anlamadım. Sürükleyici ve sarsıcı !!! zaman adeta su gibi akıp gitti...

Film başlıyor ve adrenalin başlıyor., yani sizi bekletip sıkmıyor, 1.dakikasından itibaren asıl olayların içinde buluyorsunuz kendinizi. Bu yönü çok hoşuma gitti bekletip bekletip ikinci yarısı coşmuyor sizin anlayacağınız... Coşarak başlıyor ve aynen devam ediyor.

911 ekibinin yaşadıklarını, hayatlarından bir kesit görünce ne kadar stresli ve zor bir iş yapıldığını anlıyorsunuz hayatı tamamen size bağlı yardım isteyen insanlar. Ve ne kadar çok insanın yardıma ihtiyacı oluyor diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Aslında bu tarz filmleri genelde gece seyredince çok daha etkileyici oluyor ama film kendine o kadar bağladı ki beni, gündüz seyrettiğim halde aynı duyguyu yaşayabildim .


Jordan Turner (Halle Barry) deneyimli bir acil arama sorumlusudur. Bir gün gelen bir arama sonucu telefondaki kıza yardım edemez ve kız ölür. Bu olay Jordan'ı derinden etkiler ve arama sorumlusu görevi yerine aynı bölümde öğretmenlik yapmayı tercih eder. Aylar sonra yine gelen bir telefon tekrar eski görevine dönmesine neden olur. Jordan karşısındaki kurban olan Casey Welson ile iletişim kurmaya çalışır. Ona bir savaşçı olduğunu ve asla pes etmemesi gerektiğini hatırlatır. Jordan bu sefer katile ulaşabilecek mi ? Yoksa ilk olaydaki gibi kızın ölmesine mi sebep olacaktır ?

Filmdeki beni en etkileyen sahne ikinci kurban olan Casey Welson'un (Abigail Breslin) ailesine bir bagajdan veda ettiği sahne oldu. Düşünseniz belki de az sonra öleceksiniz ve bir bagajdasınız ? Elinizde sadece bir telefon en fazla ne yapabilirsiniz ki ? sadece bir veda... inanılmaz güzel canlandırılmış ve o çaresizlik duygusu süper bir şekilde ön plana çıkartılmış.O kadar ki kendimi resmen o bagajda hissettim bir an... Fena çok fena :((

Filmdeki dikkatimi çeken diğer bir konu  da suçlu olan kişi filmin en sonunda ortaya çıkar ya , hani siz o mu bu mu diye düşünür durursunuz... Burada böyle bir durum söz konusu değil. Yani katili tahmin etmeniz gereken bir durum yaratılmamış, çünkü katil baştan beri belli zaten. Asıl konu kızı öldürmeden yakalanabilecek mi ? Bunu tabi ki söylemeyeceğim size :))

Filmde kötü adam rolündeki Michael Foster'ı (Michael Eklund) gerçekten başarılı buldum. Bir insan sapıklık derecesinde nasıl sevilebilir resmen bunun örneğini yaşattı bana. Eklund'un sinirlendiğinde yüzünün aldığı şekil, kararlılık derecesinde işine odaklanmış olması, önüne ne veya kim çıkarsa çıksın kararını değiştirmeyen ve herşeyi göze alan tavrı gerçekten muhteşemdi...

İyi seyirler :))

Sevgiler & Saygılar