19 Ekim 2013 Cumartesi

Jagten

2012 yılı Danimarka yapımı
Tür : Dram
Süre : 115 dk
IMBd puanı : 8,3

Günün birinde Danimarka yapımı bir film için 115 dakikanı harcayacaksın deselerdi vallahi inanmazdım ama insanın başına her an her şey gelebiliyor :)) Şaka bir yana İngilizce adı "The Hunt" Türkçe çevirisi de her zamanki gibi anormal şekilde tercüme edilen "Onur Savaşı" filmi beni duvardan duvara vurdu diyebilirim. Aslında bu filmi ilk kez bir arkadaşımın tavsiyesi ile inceleme fırsatı bulmuştum o sırada seyredemedim, hazır vizyona gireceği dönemde yine önüme çıkınca seyretme şansı buldum.

Danimarka yapımı bir filmi deyince bence akla ilk ve hatta tek gelen oyuncu olan Mads Mikkelsen filmi alıp götürmüş. Mikkelsen'u ben şahsen ilk "Yasak Aşk" filminden tanımıştım. Son olarak da "Hannibal" ın dizi versiyonunda kendisine görebilmemiz mümkündür. Onun o karizmatik yüz ifadesi, herhangi bir mimik yapmadan bile her şeyi anlatan yüz hatları, olayı bitiriyor diyebilirim.

Bu filmin konusuna gelirsek eşinden ayrılan ve oğlu ile ilişkiyi kesmemek için çabalayan Lucas (Mads Mikkelsen) kendine yeni bir hayat kurmak ve oğlunu yanına almak için çabalamakla meşguldür. Bu sırada yuvada çalışmaya ve orada tanıştığı bir kadın ile ilişki kurmaya başlamıştır. Görünürde hayatı düzene girmeye başlasa da yaşayacağı olayları hiç aklına getirmemiştir elbette.

En yakın dostunun kızı olan Klara bu yuvadaki bir öğrencidir. Hepimiz biliriz çocukların hayal gücünü ... İşte bu hayal gücü ile Klara, Lucas ile ilgili yetişkin ve çocuklar arasında geçmemesi gereken bazı olaylar yaşadığını anlatmıştır. Bu durum Lucas'ın Klara'ya cinsel tacizde bulunduğu büyük bir olaya dönüşür. Bu olaydan sadece Klara ve Lucas değil tüm kasaba halkı etkilenecektir. Lucas en yakın dostu ile arasındaki ilişkiyi koruyabilecek mi ? gerçekten bu küçük kıza bir tacizde bulunmuşmuydu ? peki oğlu bu olaylar karşısında nasıl hissedecekti ? tüm bunların sırasıyla çözüldüğü bir film karşımızda...

Aslında konu, film bile olsa çok zor ele alınan ve bıçak sırtı bir konu. Yani sahneler ve anlatım çok önemli. sizi iğrendirecek bir düzeyde de tutabilir veya bu filmdeki gibi düşünmeye de sevk edebilir...

Küçük, tatlı,masum bir kıza mı inanmak kolay yoksa yalnız,kırk yaşlarında olan bir erkeğe mi ? Klara bu tip bir olayı yaşamadan nasıl uydurabilir ki ? işte böyle düşünmüyorsunuz filmde... Seyrettikçe Lucas'ın yerinde olsaydınız nasıl bir tepki verirsiniz diye aklınıza geliyor.  İftiraya uğramak bu kadar kolay mı, yıllardır sizi tanıyan insanların bir anda size hayvanmış gibi bakması, yaşamamanızı istemesi gerçekten çok acayip...

Peki bu filmi ailecek izlemeyin diyor bazı yorumlar, çoluk çocuk seyretmesin ama siz muhakkak seyredin derim. Beni bir tek "bir yıl sonra" kısmı sinir etti. Yani filmlerde oldum olası bir yıl sonra, beş yıl sonra kısımlarına takılırım. Olayın oluşu ve devamlılığı bence çok önemli. O bir yıl arada ne oldu, seyreden herkes farklı bir yorum çıkarabilir ? bunu tam kafamda bu film için oturtamadım. Ve maalesef bu kadar seyredin dediğim filmin sonunu da çok keyif alarak tamamlayamadım. Sadece son sahne vurmuş seyirciyi diyebilirim. Yine yorumlarda gördüm ki herkes sonu anlayamamış...

Mikkelsen dışında tabi ki küçük kız çocuğu rolündeki Annika Wedderkopp'da içinize işleyen o kocaman gözleri ile bakıyor. Onu da rolünde başarılı bulmamak elde değil, hatta ve hatta oynadığı rolü düşünürsek tacize maruz kalan bir çocuk için gayet başarılı bir performansa sahip..

Alışılagelmiş yapımların dışına çıkmak ve konu olarak da sizi sarsan bir film seyretmek isterseniz buyurun derim :))

İyi seyirler...

Sevgiler & Saygılar













Hiç yorum yok:

Yorum Gönder